ÖLÜME AÇIK ÇEK (5)
Tarih: 13.7.2015 20:54:02 / 369okunma / 0yorum
Abdurrahman Koç

 Öğretmenler ,art arda araçlara bindirildi ve rölantideki motorlar birkaç hareketle hızlandı. Geldikleri gibi hızla geri dönerek , öğrencilerin şaşkın bakışları ardında karlı yolda kaybolup gittiler!  

Bakışları ağır metaller gibi üzerinde dönen sivil polisler, parıldayan çelik namlular, dipçikler, kelepçeler ve postallardan başka bir şey yoktu arazi aracı polis arabasının içinde !  Çarkların, dişlilerin arsında homurdanan  landower motorunun sesi, yüreğindeki acıyı iki kat arttırmış daha o an, onu  en büyük düşmanı ilan etmişti.

  Muş gözetim evine bırakıldığında  buzdan bir parça olmuştu sanki! Elleri ayakları önce şiddetli bir şekilde üşümüş ardından keçeleşmiş birer cansız uzuvlara dönmüştü.Başı,  landowerin motor sesinden binlerce ton ağırlığındaki gürültüyü yüklemişçesine ağırlaşmış, cansız bir şekilde kuru zayıf göğsüne düşmüştü. Sırtı,beli, karnı da diğer uzuvları gibi uyuşmuş soğuktan cansızlaşmıştı. Bir tek saçları ve cansız bakışlarında hayat izleri vardı; biri dikleşmiş diğerleri yuvalarında sinmiştiler; vahşi bir hayvanın kapana düştüğü gibi!

   İki sivil polisin kolları arasında karga tulumba içeri atıllar onu!Birkaç kadın daha vardı dört tarafı betonla kapalı yer altı koğuşunda. Biri kendisinden daha gençti. Bakışları daha ilk gördüğünde ısıtmıştı donmak üzere olan bedenini!

Polisler kapıyı kapatıp gittikten sonra kadınlar çabucak kollarına girip bir ranzanın alt yatağına uzattılar onu.İçerde ne kadar fazla battaniye giysi varsa üzerine attılar. Bir süre battaniye , bir süre de  elleri ile ovuşturup donmuş bedenini canlandırmaya çalıştılar. Uzun bir uğraştan sonra biraz olsun kendine gelebildi. İlk olarak:

  -Sigaranız var mı? Diye sordu.  İnce narin ellerin arasında bir sigara, yakılmış halde dudaklarına yerleştirildi. Ardından art arda yanan başka sigaralar!Sonra gözlerin, yüzdeki mimiklerin iletişimi!

  Birkaç gün sonra onu da almaya geldiler.Bir astsubay ve iki er arasında bilmediği bir öne doğru gidiyordu.   Eski mozaik merdivenlerden aşağı indiğinde her bir basmak içindeki fırtınaya bir ivme katar gibi korku, heyecan ve tedirginlik yaratıyordu bedeninde. Alt kata indiklerinde yeni bir koridor uzuyordu önlerinde , içindeki tedirginlik daha da artmış ,göz bebekleri biraz daha büyümüş ve korkunun açıldığı labirentler misali bir hiçe gittiğini düşünüyordu!

  Koridorun sonunda sağa sapıp ,   en uçtaki daha karanlık bir demir kapının önüne gelince durdular.  Astsubay  demir kapıyı çaldı. İçerden kalın etkili bir ses:

  -Giiiiir! Diye bağırdı.Kapıyı açar açmaz arkasındaki iki asker   hoyratça kolundan tutup  içeriye ittiler.

  İçerisi zindan gibi karanlıktı. Karanlığa karşı gözlerini kısıp etrafını görmeye çalıştığı sırada  arkasından biri ,çevik bir hareketle gözlerini  bantla  kapadı. Sonra kolundan tutup bir süre daha yürüttü. Menteşelerinden gıcırdayan bir kapı sesi ve ardından kapanırken çıkardığı tok metal sesinden sonra  bir yerde durduruldu.

   Artık karanlık vardı ! Uzayıp giden bir karanlık. Zaman zaman gözlerinin içinden sarı, beyaz ışıklar belirip sönse de çok kısa yanan ateş böceklerinin sonsuz boşluktaki kıvılcımları kadar kısaydı görüntüleri!

   Gözlerinin kapalı olması tuhaf bir korku yumağı olmuş etrafını sarıyor, sarıyordu!Görünmez bir el , soğuk bir dokunuş bedenine temas edecekmiş gibi ürperiyor, tedirgin oluyordu.

  İçerisi miydi ,  dışarıda mıydı, yoksa bir kuyunun dibinde miydi? Bilmiyordu. Kuyunun dibi en korkuncu gelmişti onca endişeleri içinde. Çukurun dibinde , basamaksız , yolsuz derinliklerde, bir metre genişliğinde bir yerde olmak!Hiç bir şekilde o dipten çıkamamak, hareket edememek, soluk almakta zorlanmak! Bunları düşüncelerinde yorumlarken kendi kendine “ Ne korkunç ne korkunç bir şey olsa gerek!” diye aklından geçirdi.

  Beyni endişenin, korkunun, çıkmazların fırtınasında alt üst olurken uğuldar gibi bir tiz ses:

   -Tülay Öğretmen! Bize şu “güzel” sesinle bir şeyler mırıldanmak ister misin? Sözleri düşüncelerini bıçak gibi kesti ve  beynindeki fırtınanın dinmesine yetti. Ne kadar da alaylı ve ne kadar aşağılayıcı geliyordu karanlıktan kopup gelen o  ses!Her şeye tahammül edebilir her şeyden de korkabilirdi ama alay edilmekten nefret ettiği kadar hiçbir şeyden  nefret etmezdi!

   O anda ilginç bir şey oldu ve benliğinin derinliklerinden yükselen bir düşünce  unuttuğu bir şeyi yeniden bedenine hakim kıldı;cesaret ve direnç!

Bunun üzerine ummadığı bir şey oldu;  korkunun ortasında dikelip” sus” dercesine çenesini kilitledi! Artık o özüne dönmüş bir yıl önceki Tülay Öğretmendi! Yeniden şehrin sokaklarında korkusuzca gezen, kendine güveni olan, insan sevgisi ile dolup taşan, halktan biriydi. O bu düşüncelerle kendini toparlarken  aynı ses:

  -Evet “billur” sesli Tülay! Dilini mi yuttun! Diyerek sesinin tonunu daha da sertleştirdi. Daha o ses beyninin kürelerinde yankılanırken:

  -Bence biraz nazlanıyor” müdürüm” ! Diye daha ince bir ses duydu. Bu ses onu korkutup ürküteceğine aksine cesaretine ivme katıp iyice direncini arttırdı ve  çenesini alabildiğine kilitledi!

   Kolunun birine   kerpetenin ağzı gibi sıkıca bir el yapıştı. Aynı anda bacağı ile  kolun hizasındaki bacağına dayanak yapıp kendine çekti. Garip bir bilinmezlik yeniden bedenini sardı. Kör karanlıkta önceden beyninde var olan şekillerden boyutlar çizmeye başladı. Bu nasıl bir varlıktı kıskaçlarında onu hareketsiz eden? Boyu ne kadardı? Kollarının , bacaklarının yapısı , gücü neydi? Kaç yaşındaydı? Esmer miydi, sarışın mıydı?

  Nefesi nefesine dayanmış bir başka soluktan kebap, soğan kokusu yükseliyor, acı aç kokan soluğu ile aynı soluk yanı başından ortalığa yayılıyordu. Adam iyice ağzını kulağına dayayıp:

   -Açlıktan nefesin kokuyor? Sana yiyecek bir şey vermiyorlar mı? Vah vah! Kebap ister misin ? Dedi ve arkadan kalçalarını önüne sıkıştırarak soluğunu öne doğru çevirdi. Elinin biriyle belini kavrarken, diğer elini önden kazağının altından kilotona soktu. Serseri bir kurşun nasıl aniden insana saplanırsa nefesi tutuldu. Başı döndü ve çığlığı çıktığı kadar bağırdı!

   İkinci ayak sesi daha bir garip yanaştı. Yanına varır varmaz belinin  boşluğuna bir tekme indirdi. Bu kez çığlık yerine boğulurcasına derinden inledi!Ardından tekmenin deydiği yerinden iki kat halinde yere yığıldı.!

  Karanlıktı hala dünyası! Geleli belki yarım saat olmamıştı ama senelerce acının , ıstırabın ve şiddetin pençesindeymiş gibi ruhu gerilmişti. Ne zaman bitecek, nasıl bitecek, nerede bitecek? Bunları düşündükçe sabrı sebatı tükeniyor nerdeyse “isyan “ettirecek kadar onu dürtüyordu!

  Ayaklar birlikte yanaştı bu kez . Biri bir koltuğundan bir diğeri , diğer koltuğundan tutarak , yalın ayak bir çukura kadar götürdüler. Yürüdüğü yere  kadar beton üzerindeki çıplak ayakları buz kesti.Soğuktan donmuşçasına  keçeleşti, iki cansız uzuv gibi bedeninden salındı.Çukurun içine ayaklar girince bileklerine kadar ıslandı. Çukurdaki tuzlu su uyuşup, keçeleşen ayaklarını yeniden canlandırdı; ağır bir acıyla.

   İşkence devam etti! En sonunda iki koltuk altından bir askıda müthiş acılar içinde sallandığını hissetti. Bir anda kasılan vücudu,  silinişi, yok oluşu istiyordu,hem de  nasıl bir arzuyla;suya yanan alev gibi, çeliğin suya susayışı  gibi!

    En sonunda kafası duvarlara duvarlara vurulup ,burnundan ve kulaklarından kan geldiğinde “Neden öğrencilerine Kürtçe şarkı öğretiyorsun?” “ Sen Kürtçü müsün?” sorularına” Ben Kürtçe bilmiyorum! “ dediğinde iki şaşkından biri” Ne diyorsun sen ya? Ne demek Kürtçe bilmiyorum? “ diye sordu. Tülay Öğretmenin son sözleri” Ama ben Kürt Değilim ki!” Oldu. Soğuk buz gibi karanlığın bir parçası olmuştu;buz gibi cansız bedeniyle!  Artık ne bir inleme, ne homurtu ne de sıcaklık! Karanlık , soğuğun son perdesinde parmaklarından dökülen notalar kadar sakin ve sonsuzdu!

  Cansız bedeni yerden birileri tarafından sürüklenip götürüldüğünde , göksünün üzerine iliklendirilmiş dosyası , sorgusunu yapanlar tarafından  iki satır yazı ile  şu kısa notla kapanmıştı; “duvarlara kafasını vura vura intihar etmiş!” Altında bil cümle tezgahtakilerin bir bir imzası vardı. Bir de onu hiç görmemiş, bedenine eli dahi değmemiş askeri doktorun   imzası vardı ki, bu, şu anlama geliyordu ki çok öncesinden  “ölüme açık çek “verilmişti!

Anahtar Kelimeler: ÖLÜME, AÇIK
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
DEMOKRASİ GÜÇLERİ (07 Ekim 2015 - Çarşamba)
KASETLER VE SESLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BERKİN ELVAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ALDATILMAK (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
MAHALLİ SEÇİMLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
İNSANLIK CUMHURİYETİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
İSMAİL BEŞİKÇİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
SOMA ŞEHİTLERİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK! (1) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (2) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (3) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (4) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KANLI COĞRAFYA VE IŞİD (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
CUMHURBAŞKANLIĞI VE SELEHATTİN DEMİRTAŞ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
FİLİSTİN VE ROJAVA (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
MALAZGİRT (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
6-7 EYLÜL OLAYLARI VE NAMUS (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BÖYLE BİR ÖRGÜT ! (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KOBANİ VE VİCDANLAR (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KIRK DOKUZ CAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
DEMOKRASİ VE YÜZDE ON BARAJI (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BİZİM ELLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
NASIL OLACAK? (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
YAZDIKLARIMIZI KİM OKUYACAK? (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖZGECAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ANADİL (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
DEMOKRASİ GÜÇLERİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÇÖZÜMSÜZ ÇÖZÜM (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
4.0848
EURO
4.9862
Muş için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:40 07:23 12:26 14:53 17:11 18:41
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar