ÖLÜME AÇIK ÇEK (4)
Tarih: 13.7.2015 20:54:45 / 275okunma / 0yorum
Abdurrahman Koç

Okul müdürleri Mülazım Hoca  kışın ilk günlerinde  makamından alınarak, karlı ,soğuk bir günde landowerin arka bölümüne bindirilerek götürülmüştü, öğrencilerinin ve öğretmenlerinin dehşet dolu bakışları ardında. Kolundan hoyratça tutan hilal bıyıklı bir s

Çok  geçmeden yeni bir müdür atandı  Liseye! İki metreye yakın boyu , iri kıyım bedeni ve “çocuk mezarı” ayakkabıları ile aniden türemişti öğretmenler odasının içinde!

Boş bakışlarla içerdekileri bir çırpıda süzdükten sonra ”Arkadaşlar adım Yavuz Argana! Argana ,çöplük anlamına gelir! Ama ben değil , yanlış yapanı” soy” adım ederim!Şimdi derse!” ” şimdi derse!” diye söylediği son iki sözcüğü ile herkesi şaşırtmıştı. Sözleri, bir öğretmenden çok bir kıtayı denetleyen yüksek rütbeli askeri subayların ses tonunu andırmıştı.!

        Sınıf kapısı ardına kadar kuvvetli bir şekilde açıldı. Önde , Okul Müdürü Yavuz Argana öğrencilere dönerek sert ve gür sesi ile:

Dikkat! Malazgirt Garnizon Komutanı Kurmay Albayımız (  ) diye komut verdi. Bir anda öğrenciler yerlerinden  ok gibi fırlayarak hazır olda beklediler!

    Müdürün ardından otomatik silahının namlusunu yere indirmiş sert yüzlü bir subay, ardında elleri arkasında bağlaç olmuş orta boylu elli yaşlarında bir subay , onun da ardında kaymakamlığa vekalet eden bir mahiyet memuru,Emniyet Müdürü ve  milli eğitim müdürü ile birlikte içeri girdi!

   Tülay Öğretmen, kürsüsünde ellerini masaya dayamış , içeri girenleri  şaşkınlık içinde izlemekteydi. Yüzü kireç gibi beyazlamış, genellikle kısık duran gözleri alabildiğine yuvalarından açılmış,dizleri titremeye başlamıştı.

   İçeri girenler , kısa sürede tören kıtasını andırırcasına belli bir düzenekte sıralandılar.Koruma görevi yapan subay  bakışlarını sınıftakilere ve sanki her an çevreden bir tehlike gelecekmişçesine  dört bir yanında döndürmekteydi. Rütbeleri omzunu kapatmış subay ayak parmakları üzerinde yaylanarak, elleri  arkasında bağlaç halinde durmaktaydı. Sert bakışlarını, önce öğrenciler, sonra da Tülay Öğretmenin üzerinde gezdirdi.

  Kaymakam, Milli eğitim müdürü kapıya doğru sıralanırken, müdür Yavuz Argana iri gövdesi ile  içeri girenlerin önünde adeta zıplayarak bir o yana bir bu yana döndü durdu. Vücuduna dar gelen ceketinin düğmesini zar zor iliklemiş, elleri yanlarında , yüzünde garip bir tebessüm ile ortalıkta  koşuşturmaktaydı.

 

   Omzunda bir ay ve onu takip eden üç yıldız vardı.Üniformasının şapkası ve yakası  kırmızı arma ile kaplanmıştı .

   Bakışlarını bir kez daha  öğrenciler ve Tülay Öğretmen üzerinde gezdirdikten sonra:

  -Günaydın çocuklar! Dedi! Sesi , öğrencilerin o güne değin duyduğu en ürkütücü sesti!Ayakta bekleyen öğrenciler hep  bir ağızdan:

   -Sağ ol! Dedi. Albay aynı ses tonu ile:

   -Nasılsınız? Diye sürdürdü. Ayaktaki öğrenciler tekrar:

   -Sağ ol! Dedi. Albay sesinin tonunu biraz yumuşatarak:

   -Siz de sağ olun! Buyurun oturun! Dedi.

   Kısa bir süre  ortalığa sessizlik çöktü.İçerdeki hava kurşun kadar ağır ve etkiliydi. Tülay Öğretmenin ince dudakları titremeye başlamıştı. Ellerini dayadığı masadan çekti ve utangaç bir halde pembeye dönen yüzündeki gamzesi açılıp kapandı. Ne yapacağını ,nasıl davranacağını bilmiyordu. Onun kadar şaşkın ve tuhaflaşan öğrenciler de sesi sedası bedenlerinden alınmışçasına put kesilmiş, adeta nefes almaz olmuştular!

    Albay , ufak tuhaf gözlerini birkaç kere Tülay Öğretmenin üzerinde gezdirdikten sonra öğrencilerin arasında dolaşarak  ince yapılı esmer birine:

   -Adın ne senin?

-Berzan!

-Kaç yaşındasın?

-On beş!

-Adını kim bıraktı?

-Babam!

-Babanın adı nedir?

-Şeyhmus!

-Ne iş yapıyor?

-Marangozdur!

-Mustafa, İsmet, Kenan adları dururken neden bir eşkıya ismi bıraktı sana?

Ayakta, elleri yanında hazır ol durumuna  geçmiş genç çocuk dilini yutmuşçasına sustu.

Albay bakışlarını üzerinden çekerek

- Otur!Dedi. Sonra  bir başka öğrenciye ürkütücü bakışlarını dikti. Sınıfa öyle bir korku yayılmıştı ki çoğunun  rengi kaçmış ,nefeslerini tutmuş , her an sıranın kendilerine gelecekmiş gibi tedirgin bir şekilde bakışlarını içerdekilerden kaçırmış ,boşluğa bakıyordular.

  Albay , sıraların arasında bir eli belinde, bir eli üniformasının önden iliklediği ceketinin sırmalı düğmelerinin arasında, nizami adımlarla  ilerledi.

  Daha sonra gelip saçı başı dağınık , üzerindeki giysilerinden yoksul olduğu belli olan bir öğrencinin karşısına geçip:

  -İstiklal Marşımızı  okumasını  biliyor musun? Diye sordu. Kıpkırmızı kesilmiş öğrenci ayağa kalkarak:

  -Evet! Dedi. Albay gözlerini kısıp ,elleri arkasında bir kez daha parmak uçlarının üzerinde yaylanarak:

  -O zaman oku! Dedi. Öğrenci celladını görmüşçesine yutkunup:

  -Korkma! sönmez ….diye marşın  birkaç  mısrasını okuduktan sonra durakladı…! Bunun üzerine albay :

  -Bu kadar mıydı Milli Marşımız? Öğrenciden  çıt çıkmadı. Bir süre bakışlarını üzerinde tutup vereceği cevabı bekledi . Öğrenciden cevap alamayınca alaylı bir tebessümle bakışlarını bir başka  öğrenciye yöneltip:

  -Sen devam et! Dedi. Ondan da eksik ve yanlış sözler çıktı. Birine ..bir başkasına! Sınıfta marşın tamamını bilen tek kişi çıkmadı. Bunun üzerine Albay bakışlarını Tülay öğretmenin üzerinde tutup, alaylı bir ses tonuyla:

  -Allah bilir müzik öğretmeni de milli marşımızı bilmiyordur? Diye söyledikten sonra vereceği cevabı bekledi. Tülay Öğretmen hiç tereddüt etmeden marşı melodisiyle okumaya başladı!

  Albay marşın bitmesine izin vermeden sert bir şekilde:

  -Hoca Hanım sizin bilmeniz yada söylemeniz bir anlam ifade etmez! Öğrencilerinize öğretmeniz gerekmiyor muydu? Dedi ve sert adımlarla sınıfın kapısına doğru yürüdü ve kendini dışarı attı. Aynı gürültü ve nizamla diğerleri de peşinden  çıktı!

    Bir öğlen sonrasıydı. Havada dondurucu bir soğuk ve göz gözü göremeyecek derecede sis vardı. Landower, zincirli tekerlerin arkasında bıraktığı derin izlerle karlı ,buzlu lise yolunda ilerliyordu. Lacivert cipin pencere kenarları sarımsı bir macun ile kaplanmış, arka kapısına asılı yedek tekeri her an düşecek gibi yuvasında sallanıp, duruyordu.

  Hızını kesmeden bir yırtıcı metal gibi keskin lise virajını  aldı. Bir anda son sürat cipi üzerlerine doğru geldiğini gören öğrenciler altında  ezilmemek için kendilerini sağa sola attılar.

   Öğrenciler daha landowerin şaşkınlığını üzerinden atmadan, polis otoları, askeri araçlar peş peşe okulun karla kaplı bahçesine bir bir sıralandılar. Daha hareket halindeyken içinden silahlı polis ve askerler kendilerini araçlarından atarak etrafa dağıldılar ;Bir yeri işgal edenlerin edasıyla, bir yağmaya el atanların hoyratlığıyla!

   Landower ve diğer resmi araçlar  bahçede  rölantide çalışırken, okulun buzla kaplı basamaklarından ilk inen Ertuğrul Hoca oldu. Kabanının yakalarını dik tutmuş , dondurucu soğuğa rağmen benzi kulaklarına kadar kızarmıştı. Ardından İrfan Hoca, İskender Hoca,Turgay Hoca  ve Tülay Hoca Hanım!

Anahtar Kelimeler: ÖLÜME, AÇIK
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
DEMOKRASİ GÜÇLERİ (07 Ekim 2015 - Çarşamba)
KASETLER VE SESLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BERKİN ELVAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ALDATILMAK (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
MAHALLİ SEÇİMLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
İNSANLIK CUMHURİYETİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
İSMAİL BEŞİKÇİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
SOMA ŞEHİTLERİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK! (1) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (2) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (3) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖLÜME AÇIK ÇEK (5) (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KANLI COĞRAFYA VE IŞİD (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
CUMHURBAŞKANLIĞI VE SELEHATTİN DEMİRTAŞ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
FİLİSTİN VE ROJAVA (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
MALAZGİRT (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
6-7 EYLÜL OLAYLARI VE NAMUS (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BÖYLE BİR ÖRGÜT ! (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KOBANİ VE VİCDANLAR (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
KIRK DOKUZ CAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
DEMOKRASİ VE YÜZDE ON BARAJI (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
BİZİM ELLER (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
NASIL OLACAK? (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
YAZDIKLARIMIZI KİM OKUYACAK? (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÖZGECAN (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ANADİL (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
DEMOKRASİ GÜÇLERİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
ÇÖZÜMSÜZ ÇÖZÜM (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
3.7777
EURO
4.6367
Muş için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:40 07:23 12:26 14:53 17:11 18:41
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar